Mart 30, 2007
· Kategori: Mustafa YILMAZ
30 yıldır ne kurt, çakal ne ayı, domuz indi. Hatta 15 yıldır yılan bile görülmedi. Üç harfli hikâyeleri de yoktu o köyde. Ağaçlar, kuşlar, güzel bir hava ve siz vardınız ama başka kimsecikler yoktu.
Tüm maddesel korkularınızı çıkardım hayatınızdan ( nasılsa ben yazıyorum istediğimi yaparım J). Yanınızda sevgili köpeğiniz vardı, hava kararınca onu da aldım yanınızdan. Düşünün bu durumu… Maddi korkular yok, hava karanlık ve siz varsınız, sert esmeye başladı rüzgâr sizin için… Kendi gölgesinden neden korkar ki insan.
Yazının devamını oku »
Mart 30, 2007
· Kategori: Mustafa YILMAZ
“Ahh ah, nerde o eski günler.” Sözü her zaman bana bir klişe ve yaşlı işi gibi gelirdi, ancak son zamanlar bu sözü sık sık tekrarlar oldum. Bende mi yaşlandım acaba ? Yok yok ben yaşlanmadım ama teknoloji son yıllarda o kadar hızlı ilerliyor ki. 1980 yılında 30 yaşında olan bir insan o zaman çocukluğunun farklı olduğunu düşünüyorsa, 2007 yılında henüz 20 yaşında olan bende çocukluğumun çok farklı olduğunu düşünüyorum. Yaşlarımız farklı belki o amcayla, ama arada ki fark neredeyse eşit.
Şimdiki çocuklar içine kapanmış bir şeklide yetişiyorlar. Sokak kültüründen yoksunlar bir kere, benim çocukluğum sokaklarda ve yeşil çimenler üstünde geçti. Korkarım bundan sonraki nesil yeşil çimene oturmadan büyüyecek.
Yazının devamını oku »
Şubat 27, 2007
· Kategori: Erhan KAYABAŞI
Bu hafta sizlerle paylaşmak istediğim fakat kaynağını vermek istemediğim bir söz üzerine bir kaç kelam edeceğim.
“Her kim üzeindeki kötü bir alışkanlığı bırakırsa Allah (cc.) ona çiçek demetinden bir çiçek verir, verir, verir… Eğer o kişi o günahına geri dönerse Allah o insanı çarpar. Artık ayakta durabiliyorsa haline şükretsin.”
Niyetim tefsir yapmak değil elbette. Sadece sizin de bildiğiniz bir takım konuları yeniden gündemimize getirmek…İşte söze binaen ben de en büyük alışkanlığımız olan alışmaya alışmak hastalığından bahsetmek istiyorum. Evet alışmaya alışmak hem de kötü olana özellikle… düşünün bir sigaraya ya da içkiye alışırken zorlanan birini gördünüz mü ve “ya şu sigaraya da bir türlü alışamadım” diyeni…
Bu gün yeni çıkan kaynağı ve amacı ne olursa olsun modadır diye hemen atılıp kullanmaya, kendimizi birtakım yiyecek ya da giyecek furyasına mahkum etimyor muyuz?Dedelerimiz maddi ve manevi imkanlarını o zamanda elzem olan ihtiyaç ne ise vakfetmeyi, örneğin hanım teyzelerimiz kollarındaki son bileziğe kadar imam-hatip liselerinin açılması için infak etmeyi kendilerine bir borç addetmişlerdir –ki zaten öyledir- ve bazen bıcak kemiğe dayanmış ve hatta bazen kemiği bile kesip parçalamıştır. Aslında biz de gayretli sayılırız cebimizdeki son parayı bize zaruret ya da ihtiyaç olarak dayatılan kapitalist düzenin buhar kazanını çalıştıran ürünlere bıçak kemiği kesinceye kadar harcama hususunda… İşte buhar kazanına odun atmaktan bizler artık asla ihtiyacı olan birine dönüp bakamayız bile ve komşumuz bırakın aç olmayı yatağında ölürken bizler kulaklarımızı tıkayarak buhar kazanının sahiplerini mutlu etmeye çalışıyoruz. Ve bir gün gelecek buhar kazanında bizler de yanıp çarkların dönmesi katkıda bulunacağız. İşte o zaman yüz çevirdiğimiz dostlarımız geleneklerimiz terkettiğimiz yakınlarımız bizlere yardım etmeyecekler. Neden mi? Az önce yataklarında öldüler ya, tabi kulaklarımız tıkalı olduğundan duyamadık. Ya da yakınlarımız fakir kalmasına ölmesine zülüm görmesine çok alıştık ve bize normal geliyor artık bizden başkalarının zarara girmesi.
Merak ediyorum okulumda gördüğüm insanların hayat felsefelerini… Acaba okula her gün farklı bir elbise ile gelme zorunluluğunu onlara kimler datıyor. Evet gerçekten daha ikinci defa giyilmeyen elbiseleri var belkide… ya da ben balık hafızalıyım. devamı
Şubat 27, 2007
· Kategori: Ahmet Özkul
atıda Müslümanlar ve İslam karşıtı hareketlerin hepsinin temelinde İslam’ın kendi halkları arasında hızla yayılmaya başlaması yatmaktadır. Şimdide yine Danimarka’da Kuran-ı Kerim için “şiddeti teşvik” gerekçesiyle suç duyurusunda bulunuldu. Bunu yapan örgütün ismi de amaçlarını açıkça belli edercesine ”Danimarka’nın İslamlaştırılmasına Son (Stop İslamisering af Danmark) adlı örgüt. Bu tür fırka ve cemiyetlerin çirkin saldırıları ve içlerindeki kötülüğü dışarı çıkarmaları gayet normal. Biz biliyoruz ki geleceğe dair en gür seda İslam’ın sedası olacaktır. Her bireyin kendisine sorması gereken biz bu nefese nasıl katkımız olur ne yapabiliriz. Herkes bu bilinçte olarak hareket edip sorumluluklarının bilincinde olursa bu iş olacaktır. Bu konuya binaen sizlerle nihat genç’in konuşmasını paylaşmak istiyorum. devamı için 6. bultene bakınız
Şubat 27, 2007
· Kategori: Bayram ERYILMAZ
Hemen birçoğumuzun aşina olduğu bir terimdir Ekonomik Özgürlük (Economic liberalism) ya da diğer adıyla serbest ekonomi. Şuan iktisadi, siyasi ve sosyal manada gelişmiş olarak kabul edilen Anglo-Sakson dünyasının -genel anlamda batı ülkeleri olarak kabul edilir- gelişmişliğinin nedeni olarak kabul edilmektedir aynı zamanda. “Güçlü olan ayakta kalır” mantığıyla insanlardaki egoyu ve toplumlardaki sıcak ve soğuk savaşları tetikleyen Kapitalizm’in de temelini oluşturmaktadır Eko-nomik Özgürlük. Mantığı ve aklı üstün değer olarak kabul etmiş insan ideolojileri arasına, 18.yy’da İskoçyalı bir profesör olan Adam Smith tarafından eklendiği kabul edilmektedir. Smith, 18. yy’da yaşamış bir ahlak felsefesi profe-sörüdür. Ahlak profesörü olması ekonomik yorumlarını da bu yönde etkilemiştir, örneğin, Ekonomide ve doğal olaylarda bir düzen olduğunu ve bunun gözlem ve ahlâk hissi ile tespit edilebileceğini söyler. Smith, Kilisede kariyer yapmak için gittiği İngiltere’den Deist –günümüzde son haliyle Ateist- olarak dönmüş-tür. Deizm, öncelikle, ilan edilmiş tüm dinleri reddeder, aklı ise her şeyden üstün tutar, sonuçta bir Tanrı’nın varlığını kabul eder, mantığın dini doğruları öğretebile-ceği anlayışına sahip bir felsefedir. Tabi tarihte geçirdiği değişimler Deizmi, artık Tanrıyı da kabul etmeyen Ateizm haline dönüştür-müştür. Yazının devamını oku »